Fergana’dan Avrasya’ya: Sınırların Rasyonalizasyonu ve Üst-Kimlik İnşası

Avrasya jeopolitiğinde ulus-devlet inşası süreçleri, uzun yıllar boyunca Sovyetler Birliği’nden tevarüs eden yapay sınır ihtilafları ve buna bağlı mikro-milliyetçi reflekslerin gölgesinde şekillendi. Ancak son dönemde Fergana Vadisi havzasında Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan arasında ivme kazanan sınır mutabakatları ve toprak takası mekanizmaları, bölgedeki kimlik siyasetinin seyrinde paradigma düzeyinde bir değişime işaret ediyor. Sınırların çatışma üreten kırılma hatları olmaktan çıkarılıp rasyonel diplomasiyle tanzim edilmesi, etnik sınırlarla idari sınırların örtüşmediği coğrafyalarda “öteki” algısını zayıflatıyor.

Bu jeopolitik rahatlama, Türk dünyası ölçeğinde yürütülen entegrasyon çabalarının zeminini de dönüştürmektedir. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı ekseninde somutlaşan 34 harfli “Ortak Türk Alfabesi” mutabakatı ve uygulamaya dönük adımlar, yalnızca teknik bir dilbilim projesi değil; Sovyet döneminin yarattığı parçalı linguistik haritayı rehabilite eden yapısal bir kimlik inşası girişimidir. Yerel düzeyde etno-bölgesel gerilimlerin çözüme kavuşturulması, makro düzeyde Avrasya merkezli ortak bir medeniyet ve üst-kimlik bilincinin kurumsallaşmasını doğrudan desteklemektedir.

Sonuç itibarıyla Avrasya sahası, ulusal egemenlik hassasiyetleri ile bölgesel bütünleşme zorunluluğunun sentezlendiği yeni bir evrededir. Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolu hattı ve Orta Koridor gibi stratejik ulaştırma projelerinin hayata geçebilmesi, ancak yerel kimlik gerilimlerinin yerini iş birliğine dayalı jeokültürel bir vizyona bırakmasıyla mümkündür. Bölge, Sovyet mirası olan “böl-yönet” pratiklerini geride bırakarak kendi iç dinamikleriyle kalıcı bir istikrar modeli üretme eşiğindedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More Articles & Posts